Anneler Birliği Mesajlarından Seçmeler

Mesajlarımız düzenli olarak güncellenmektedir. Lütfen sayfayı takip ediniz…
“Anneler Birliği” whatsapp grubumuza katılmak isterseniz bize yazın.

 

Merhabalar Bu haftaki konumuz BEKLENTİLER.

Bilimsel olarak da kanıtlandığı üzere hepimiz birbirimizi düşüncelerimiz yoluyla etkiliyoruz. Konuyla ve yapılan deneylerle ilgili daha fazla bilgi almak istiyorsanız Lynne McTaggart’ın başucu kitabı “Alan”ı tavsiye ederim…

Duymuşsunuzdur… Yazarlar, sanatçılar, liderler en yaratıcı fikirlerinin yürüyüşteyken, banyo yapıyorken veya meditasyon halinde geldiğini söylerler. Neden böyledir peki bu?…
Bunun en önemli nedenlerinden biri o esnada beklentisiz oluşlarıdır.

Beklentiye girerek düşüncelerini belli bir yere yönlendirmeye çalışmadıklarından,
hiç tahmin bile etmedikleri çözümlere kapıyı açmış olurlar.
Buluşlar, icatlar, “evreka!” anları işte böyle oluşur.

“Bırakmak özgürlüktür.
Özgürlükse mutlu olmak için tek koşuldur.”
Thich Nhat Hanh

Beklentiye girdiğinizde üzülen hemen her zaman siz olursunuz Dostlar!

O halde:

  • Açıklayın;
  • Doğru örnek olun;
  • Ve gerisini bırakın.

Bırakmanın bir bonusunu daha söyleyeyim Sevgili Dostlarım:

Bu şekilde, ona güvendiğinizin sinyalini de çocuğunuza vermiş oluyorsunuz.
Güvenmenin ise çocuk gelişimi için ne kadar önemli olduğu malumunuz.

İyi haftalar dileğimle, kucak dolusu sevgiler.

Sevgili Dostlar,

Evvelki haftanın konusu olan “Sınırlar konusu” umarım iyi gidiyordur. Çünkü tatilde 2 sebepten ötürü daha da önem kazanacak:

  1. Herkesin daha sakin ve rahat olabileceği tatil zamanları, sınırların belirlenmesi ve uygulanması için aslında çok doğru bir zamandır.
    Dengeyi koruyun!

Buradan her zaman sizler için çok önem taşıyacak bir konuya daha bağlantı yapmak istiyorum. O da; istikrar.

İstikrar tüm “hayat alanlarında” nasıl önem taşıyorsa, çocuk yetiştirmede de o derece önemlidir. Bazen sevgili anneler çocuklarına kıyamayıp “Aman bu sefer de istediği gibi yapsın” diyebiliyorlar.

İşte orada istikrarı elden bıraktığınızda çocuğa şunu söyletiyorsunuz: “Bu pek de önemli bir şey değilmiş. Annem – tabir-i caizse – kafasına göre takılıyormuş. Yapmazsam bir şey olmaz!…”  Çocuğa bunu düşündürdüğünüz an, sınırları bir daha toparlamanız inanın çok zor olacaktır.

İstikrar, kararlılığın anasıdır.
Bir çocuğa bu iki nosyonu öğretmek, onun hayatı boyunca başarılı olmasını ve başladığı işleri bitirebilmesini sağlayacak çok değerli hazineleridir.

Bir parantez açıp biraz da “Yüksek Hassasiyetli” çocuklardan bahsedelim. Yüksek Hassasiyetli çocuklar daha naif ve genellikle iradelerini ve kararlılıklarını çok güçlü şekilde koruyamayan çocuklar olabiliyor. (Bu konuda desteklenmeleri gerekebiliyor). Bu onların güçsüzlüklerinden değil “güç eşiklerinin düşük” olmasından kaynaklanıyor. Bu ikisi farklı şeyler sevgili dostlarım.

Güçsüz demek ne kadar uğraşırsa uğraşsın istikrarı koruyamamak demek.
Güç eşiği düşük olmak demek ise istikrarı koruyacak kapasitede olmasına rağmen, molalarla ve enerjisini koruyarak hedefe varma ihtiyacında olmak demek.

Siz de lütfen kendiniz için bu iki ayrımı düşünün.
Çünkü bazen kendi güçsüzlüklerimiz yüzünden de çocukları fazla zorlayabiliyoruz. “Ben yapamadım, onun yapmasını istiyorum” diyoruz.
Bu bir teşvik düzeyinde kalıyorsa ne ala, ama bilmeden çocuklarımızı limitlerinin üzerinde zorluyorsak da tamamen küsüp, bırakabiliyorlar sorumluluklarını… Çünkü o noktada şöyle bir kalıp doğabiliyor: “Annem beni anlamıyor.” Bunun üzerine ileride daha fazla konuşacağız…

2. Çocuk, tatilde bile bu konuda standardı düşürmediğinizi fark ettiğinde, bu konunun sizin için önemini daha iyi kavrayacaktır. Ve elinden geleni yapmak konusunda daha istekli ve motive olacaktır.

Burada çok önemli bir nokta daha var:  İstikrarlı, kararlı insanlara diğerleri saygı duyar.

Çocuk otomatikman anne babaya saygı duyar – anne baba bunu bitirmezse tabii.. İstikrarlı olduğunuzda, iradenizi kullanabildiğinizde çocukların saygısını kazanırsınız. Çocuğun rol modeline saygı duyması, saygı duygusunu öğrenmesine ve dolayısıyla kendisine de saygı duyabilmesine yol açacaktır. Bunun önemini konuşmaya da fazla gerek yok fikrimce…

Hepinize güzel haftalar, çocuklarımıza keyifli bir tatil dileğimle.

DUYGUSAL HAKİMİYET

Madem istikrar lazım… Peki, bunu nasıl yapacağız?

Bu hafta duygusal hakimiyetten bahsedeceğim.

Duygular ancak onlara hakim olabildiğimizde ZEVKLİ hale gelirler –hem kendimiz, hem de başkaları için…

İşiniz varken, yorgunken veya canınız sıkkınken kendinize nasıl davranıyorsunuz?

Mesela, abur cubura teslim olup derdinize dermanı çikolatada, cipste vb. arıyor musunuz?
Veya televizyonun karşısında uyuya kalana kadar önünüze çıkanı seyrediyor musunuz?
Veya çareyi sigarada, alkolde mi arıyorsunuz?…

İşiniz varken, yorgunken veya canınız sıkkınken çocuğunuza nasıl davranıyorsunuz?

Böyle hallerde ona iyi davranmak, destek olmak, hatta belki bakımını yapmak bile zor geliyor mu?

Duyguları genellikle yanlış anlarız. Hatta aslında pek de anlamayız bile diyebiliriz sanırım…

Duygularımız neden vardır sizce??

Sağlıklı bir şekilde ifade edilebildiklerinde katalizör görevi görüp değişimi başlatabilir duygularımız. Aslında onlar pusulalarımızdır.

Ve fakat, sağlıklı ifade edemezsek ne olacak??…

Bu noktada şu soruyu sormanın vakti midir acaba?

Duygularınız mı size hakim, siz mi onlara hakimsiniz?

Sizin onlara hakim olabilmeniz için;

1- Önce duygusal farkındalığımızın olması gerekli. Yani o anda “ne hissediyoruz” ve “neden bunu hissediyoruz.”

Neden o duyguyu hissettiğiniz maddesinde derin duygusal arınmalar yapmanız gerekebilir. Bu çok geniş ve üzerinde çalışması gereken bir konu olmakla birlikte birinci aşama olarak şöyle bir ipucu verebilirim.

2- Duygularınızı asla bastırmayın.
“Ben bu konuyu çalıştım. Hala halledemedim mi? Bunu hissetmemem lazım. Bu sağlıklı bir duygu değil” vb. düşünmeyin asla. Duygu varsa vardır. Şifalanması gerektiği için vardır. Bastırırsanız – ki bunu yukarıda bahsettiğim yöntemlerle de yapmaktasınızdır…- şifayı geciktirmekten başka bir işe yaramaz bu.

Duyguyu hissedin. Kendini ifade etmesine izin verin.
Bu şifanın ilk aşamasıdır.
(İkinci aşamasından sonraki hafta bahsedeceğim).

Tabii duygularınızı bastırmamak başkalarına öfkeyle veya depresif bir modda davranmanız anlamına gelmez… Çok sevdiğim bu hikaye ile bu haftaki yazıyı sonlandırıyorum:

İki samuray ölümüne kavga etmektedir. Birinci samuray üstün gelmektedir rakibine karşı… Tam ötekini köşeye sıkıştırıp kılıcını boğazına dayadığı anda, ikincisi adamın suratına tükürür!

Bunun üzerine birinci samuray durur. Sonra da kılıcını kınına sokar, döner arkasını ve uzaklaşmaya başlar.

Yandaşları şaşkın, sorarlar: “Sen yeniyordun! Niye bıraktın birdenbire?!”

Samuray şöyle cevap verir:
“Suratıma tükürünce sinirlendim. Öfkeliyken hiçbir şey yapmam!”

Messages are available in English as well. Please contact us to receive them. 

Yorum Yapılmamış

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir