Büyüklere, Küçüklere Masallar…

Pegasus’un Masalı

Uçmak Kolay Değildir, Çalışmak Gerek…

Sen Hala Taşıyorsun!

İki keşiş bir gün ormanda yürüyüş yapıyorlar… Derken bir nehir kıyısına geliyorlar. Bir de bakıyorlar ki, nehrin kıyısında güzeller güzeli bir hatun karşı kıyıya geçebilmek için çare arıyor. Süslenmiş, püslenmiş, belli ki gezmeye gidiyor ve güzel ayakkabılarını ıslatmak istemiyor! Bir oraya gidiyor, bir buraya… Ama geçecek bir yer bulamıyor bir türlü.

Devamını okumak için tıklayın.

Tıslasam mı?

Bilge kişinin yolu bir gün, bir köye düşer. Köylüler onu görür görmez başına üşüşürler, “Aman iyi ki geldin bilge!” derler. “Başımızda bir dert var ki, sorma!”

“Ne oldu, nedir?…” der bilge. Bunun üzerine köylüler, oralara bir yılanın musallat olduğunu, hayatlarını çok zorlaştırdığını, sürekli birilerini soktuğunu anlatırlar. Köylüler çareler bulmaya çalışmışlar bu duruma; adaklar adamışlar, yılana yiyecek vermeye çalışmışlar, en son çare olarak da bütün köy toplanıp onu korkutmaya çalışmışlar, ama nafile. Hiç biri işe yaramamış. “Artık evimizden çıkmaya korkar olduk!” diye dert yanarlar bilge kişiye. O da, “eee…” der, “Benden ne yapmamı istiyorsunuz?…” “Sen bilgesin” der köylüler. “Bir konuşsan belki seni dinler de bize işkence etmeyi bırakır…”

Devamı için tıklayın.

Kelebek ve Meşe Ağacı

Bir zamanlar küçük bir varlık, ormanın Babası olan Meşenin bir dalında dinleniyormuş. Küçük varlık zaman zaman iç çekerek ve zaman zaman biraz da ağlayarak orada oturuyormuş; küçük bedeni sanki görünmez bir ağırlığın altında neredeyse ezilir gibi. Sonunda büyük yaşlı Meşe buna daha fazla dayanamamış. Bir deve ait ama bir meltem gibi nazik bir sesle Meşe konuşmuş: “Küçük varlık, neyin var?”

Küçük varlık, bırakın üzerine tünediği ağaçtan, herhangi birisinden böylesine bir ilgi ve alaka gelmesine şaşırır. Soruyla birlikte hissettiği inanılmaz nezaketi, şefkati hissederek elinden geldiğince yanıt verir. Kelimeler ağzından serbest bırakılmayı bekleyen bir şu akıntısı gibi dökülüverir…

Devamı için tıklayın…

Hipopotam ve Büyükbaba

Çocuk oynarken bir gün, nehir kenarında bulmuş kendini. Suya girmek istemiş çünkü hava çok sıcakmış ama annesinin sözleri gelmiş birden aklına. “Suya çok yaklaşma” dermiş annesi hep, “yoksa hipopotam seni yutuverir!…” Ama çocuk hipopotamların hiç şimdiye kadar böyle bir şey yaptıklarını görmemişmiş. Tam tersine “hipo’lar” çocuğa her zaman sevimli gözükürlermiş.

O yüzden korkmadan girmiş suya ve ayağını sokmaya kalmadan, gerçekten de kocaman bir hipopotamla göz göze gelmesin mi! Apar topar çıkmaya çalışırken hipo konuşmuş.

“Korkma, seninle oynamak için ben çağırdım seni. Gezdirmek istiyorum sana bu güzel nehri…” Çocuk şaşırmış, hala da biraz korkuyormuş ama demiş ki:
“Ne var gezecek burada sanki, her gün gördüğüm nehir iste.”
“Aaaa…” demiş hipo. “Öyle konuşmasana, alınmasın nehir sonra sana. Hem nehrin aşağısı çook farklıdır yukarısından. Görünce şaşırır insan!”
Bunun üzerine çocuk kendini tutamayıp gülmüş. “Sen hep böyle mı konuşursun?” demiş. “Kafiyeli kafiyeli… Hiç bilmezdim hipoların böyle konuştuğunu.”
“Bizleri pek tanımazsınız siz. Gayet yaratıcıyızdır biz. Konuşurken, aynı zamanda da oyun oynayan kelimeleri seçeriz.”

Devamı için tıklayın…

Tavus Kuşunun Hikayesi

Hayvanlar alemindeki tüm hayvanların içinde tavus kuşu, kendini pek bir güzel bulur, pek çok beğenirmiş. Sürekli şişinir, her dakika böbürlenirmiş…

Diğer hayvanlar, tavus kuşunun bu övünmelerine “ya sabır” çekedursun, tavus kuşu aynı tas aynı hamam devam ededursun… Bir de eklermiş;

“Hem sadece güzel olmakla da kalmıyorum ki… Çok da güçlü bir şifacıyım ben. Geçenlerde köyün şifacısı bir tanecik tüyümü alabilmek için ne diller döktü, bir bilseniz. Dedi ki, hasta kişinin üstüne şöyle bir sallasa benim tüyümü, o an iyileşiverirmiş!… Eh, verdim ben de değerli tüyümden bir tane. Nasılsa bende daha çook var…”

Tavus kuşu övüne, ötekiler dinliye, günler böyle geçip gidiyormuş. Giderek hayvanlar tavusun bu halinden o kadar sıkılmışlar o kadar sıkılmışlar ki, nihayet olanlar olmuş! Her bir hayvanın sıkıntısı toplanmış, koskocaman bir siyah bulut olmuş! Bir gece, bu bulut kalkmış, tavusun heer bir tüyüne tek tek yapışmış!…

Tavus kuşu ertesi sabah uyandığında, her sabah yaptığı gibi tüylerini kocaman açıp kırıtmak istemiş. Ama, o da ne! Her tüyünün ortasında, siyah bir göz gibi birer leke durmuyor mu?… İnanamamış bu duruma; bir o tüyüne bakmış, bir ötekine ama evet, hepsinde de varmış siyah göz. Çıkartmaya çalışmış bu lekeleri ama nafile… Gitmiş kuyruğunu dereye sokmuş; olmamış. Tüylerini olanca kuvvetiyle bir o yana, bir bu yana savurmuş; olmamış!

Sonunda pes edip, diğer hayvanlardan yardım istemiş. Ama hayvanlar da bilmiyorlarmış ki bu olaya kendi sıkıntılarının neden olduğunu. Düşünmüşler taşınmışlar ama tavus kuşunun problemine bir çözüm bulamamışlar. Sonunda bilge kaplumbağaya gidip durumu danışmışlar.

Bilge kaplumbağa pek çok senelik bilgisinden ve tecrübesinden ötürü durumun nedenini anlamış ve de bütün hayvanları ve tabii ki tavus kuşunu da toplayıp, neler olduğunu bir güzel anlatmış. Hayvanlar bayağı bir şaşırmış bu duruma, tavus da bayağı bir üzülmüş!… Çokça da pişman olmuş. Hayvanların hepsinden özür dilemiş onları bu kadar sıkıntıya soktuğu için ama iş işten geçmişmiş. Artık tüylerinde siyah lekelerle yaşayacakmış…

Gel zamaan, git zaman… Tavus kuşu bu olayın nedenlerini ve bütün olanlardaki kendi rolünü daha iyi anlamaya başlamış. Tüylerindeki gözleri yavaş yavaş kabullenmiş. O, gözleri kabullenmeye başladıkça gözler canlanmaya, hayat bulmaya başlamasınlar mı?! Böylece neler olmuş biliyor musunuz? Bir kere, tavus kuşu bu gözler sayesinde çok iyi gözlem yapabilmeye başlamış. Ayrıca, gözlerin kıymetini bildikçe içgörü ve hatta hatta duru-görü özellikleri bile kazanmış!

Giderek, nasıl hem kendine güvenli ve kendinden emin aynı zamanda da alçakgönüllü olunabileceğini öğrenmiş. Daha doğrusu, alçakgönüllü olabilmek için aslında kendine güvenli olması gerektiğini öğrenmiş!…

Kendine güvendikçe, hayatta kendine daha az önem vermeyi öğrendikçe, eski garip hallerine de kahkahalarla güler olmuş.

Siz sevgili dostlar, olur da,

Bir gün tavusun yaşadığı yerlere yolunuz düşerse,

Ve onun hem keskin hem yüksek kahkahasını duyarsanız,

Bilin ki eski kibirli hallerine gülmektedir…

M. Şebnem Özkan

 

Videolar