“Işık Çağı Çocukları”nı biliyor musunuz?

İlk olarak ilgimi çeken, Şebnem Özkan’ın öz geçmişi olmuştu. Ekonomi, konservatuar ve psikoloji mezunu olan Özkan’ın hayatı birçok alternatif eğitimlerle dolu. Yaşam koçluğu, Tai-Chi, Yoga, Geleneksel Çin Tıbbı, Homeopati, Ayurveda ve Feng-Shui eğitimini aldığı konuların sadece bazıları.

Yazdığı üçüncü kitabında “Işık Çağı Çocukları” Şebnem Özkan Yeniçağ akımının çocuklarını ele alıyor. Özgür iradeye inanan rasyonalist biri olarak Yeniçağ (new age) akımı bana fazla spiritüel gelse de kesinlikle katıldığım noktalar da var. Büyük merakla okuduğum kitabı hakkında Şebnem Özkan’la konuştum.

Öncelikle Yeniçağ akımını ve Işık Çağı çocuklarıyla ne kastettiğinizi okurlarımız için kısaca özetleyebilir misiniz?

Işık Çağı Çocukları adını verdiğim yeni nesiller 1970’lerden itibaren dünyamıza doğan kuşaklar. Kitapta, Işık Çağı Çocukları hakkında yapılmış bilimsel araştırmalardan tutun, onların sekiz grubunun özelliklerine kadar mümkün olduğunca geniş bir tanıtım yapmayı amaçladım. Çünkü onları anlayabilmemiz için önce tanımamız gerekiyor.

Aslında hepimiz bu çocuklardaki farklı özellikleri görüyoruz ama bu farkların neden olduklarını, bu özelliklerin ne işe yaradıklarını, çocukları nasıl yönlendirebileceğimizi tam olarak bilemiyoruz. İnsan anlamadığı şeyi göz ardı etmeye, kapatmaya çalışır. Örneğin, bir anne hayali arkadaşının resmini çizdiği için “Bunlar gerçek değil. Sakın çizme bir daha bunu!” diyorsa veya çok hareketli diye daha 3 yaşındaki bir çocuk için öğretmeni “İlacını içmezse okula alamayız” diyorsa, çocuklarımızı doğru yönlendiremiyoruz demektir. Böylece yeni çocukların bu farklı özellikleri yavaş yavaş kaybolmaya başlıyor. Halbuki bu özellikler çok değerliler: Bizlere, dünyamıza yeni düşünceler, yeni farkındalıklar, yeni sistemler DSC_0300-1kazandıracaklar. Örneğin, doğum günü hediyesi olarak ne istediği sorulunca “Tesla kitabı” istiyorum diye cevap verebiliyor bu çocuklar. O kadar yüksek enerjileri olabiliyor ki günde sadece yarım saat uykuyla yetinebiliyorlar. Anne baba ancak dönüşümlü olarak uyuyabiliyor.

Bir akım mensubu olarak kendimi hiçbir zaman düşünmedim; sadece kalbimin ve aklımın çizdiği yönde ilerlemeye gayret ediyorum. Bir de, Işık Çağı Çocukları tüm nesillere verdiğim addır. Yani bazıları Işık Çağı Çocuğu, bazıları değil gibi bir durum kesinlikle yok. Zaten kitabı okuyan herkes çocuğun bir grubun özelliklerini muhakkak gösterdiğini söylüyor.

Yeniçağ çocukları yurt dışında geniş araştırmaları olan ve bilinen bir konu. Ülkemizde maalesef detaylı bir çalışma veya kitap şimdiye kadar yayınlanmamıştı; bu kitap ile benden sık sık istenen kaynak sorununa bir çözüm bulabileceğimizi umuyorum. Işık Çağı Çocukları doğmaya devam edecekler; dolayısıyla şimdikileri ve gelecek olanları mümkün olduğu kadar iyi bir şekilde anlamanın hepimizin bir sorumluluğu olduğunu düşünüyorum.

Özgeçmişinize bakılırsa 2009-2010 yılların ardından tamamen spritüel konulara döndüğünüz görülüyor. O yıllarda hayatınızda ne oldu?

Spiritüel konular aslında her zaman ilgimi çekti ve bu konularda çalıştım. Daha lisedeyken zen Budizm üzerine kitaplar okur, meditasyonlar yapardım. Ama 2009 senesinin ayrı bir yeri var çünkü o sene yaşam görevimi keşfettiğimi söyleyebilirim. Evrensel enerjiler bana bu konuda yardımcı oldular ve o zamandan beri çalışmalarımda pek çok prensibi bir araya getirmeyi gözetiyorum. Psikoloji eğitimim kadar, “Enerjiler Oyunu” dediğim, sonsuz çeşitlilikteki bir enerjiler dünyasında yaşadığımız anlayışı da çalışmalarımı destekliyor.

Şebnem Özkan’a göre çocukları hazır kalıplara alıştırmamız ve geleceklerini eğitim, hobi ve boş vakitleri açısından neredeyse son dakikaya kadar planlamamızla çocukların özünü ve öz güvenini yok ediyoruz. Tüm bunlara direnen çocuğa da hastalık damgası vuruyoruz.

Bugünkü çocukların farklı, yüksek yeteneklere sahip olduklarını yazıyorsunuz. 5,5 yaşındaki oğlum bana meteoritlerden bahsettiğinde ve kesilmiş elmanın neden karardığını açıkladığında “Biz böyle miydik” diye düşünmüyor değilim. Ancak bu fark teknoloji ve bilgi odaklı bir dönemde yaşadığımızdan kaynaklanmıyor mu sizce? Biz TV yeni hayatlara girdiği bir dönemde büyürken bugünkü neslinin çok farklı olması sizce normal değil mi?

Bu güzel ve çokça da sorulan bir soru. Şöyle açıklamaya çalışayım; evrende sürekli bir döngü olduğunu ve her şeyin birbirine dönüştüğünü, birbirini etkilediğini gözlemleyebiliyoruz. Ying yang işaretini görselleştirmeye çalışalım: Siyah beyaza, beyaz da siyaha dönüşür ve siyahın içinde bir parça beyaz, beyazın içinde de bir parça siyah vardır. TV’nin, teknolojinin çocuklarımızı etkilediğini söyleyebiliriz veya benzer şekilde, belki de yeni çocukların, gençlerin, hatta yetişkinlerin zihin ve oluş yapılarının teknolojiyi etkilediğini. Belki bu insanların enerjileri yüzünden son yıllarda teknoloji bu kadar hızla ilerliyor. İnsanın aklına ünlü “Tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan çıkıyor?” sorusu geliyor ister istemez.

İki yıl önce Maya takviminin bitişiyle eskinin son bulup binlerce senedir gizli tutulan bilgilerin açığa çıkacağını söylüyorsunuz. Bugüne dek neler açığa çıkmış mesela?

Kitapta, “Binlerce senedir pek çok kültürde (Hint, Çin, Tibet, Aborijinler, şamanlık vb.) gizli tutulan bilgiler açığa çıkmakta” diye bir cümle var. Burada bahsedilen kadim spiritüel bilgilerdir. Yukarıda bahsedilen kültürlerde, bu bilgilerin çalışılması sadece belirli sayıdaki öğrencilerle sınırlanıyordu. Saklı tutulan bu spiritüel bilginin öğretmenleri son senelerde bilgiyi artık geniş kitlelere açacaklarını açıkladılar ve artık öğrenmek isteyen herkes bu bilgiye, örneğin ileri düzey çigong (yaşam enerjisi egzersizi) pratiklerine veya ileri şamanik çalışmalara veya ezoterik kaynaklara ulaşabiliyor. Bütün bu bilgiler potansiyelimizi genişletmemiz ve kitapta da bahsettiğim gibi “tam bilinçli insan”a ulaşmamız için çalışılıyor.

Her çocuğun belli bir görevle dünyaya geldiğini söylüyorsunuz. Kaderciliğe mi inanıyorsunuz?

Hepimiz için anlam bulmayı hedefliyorum. Bu, Işık Çağı Çocuklarının ortak bir önemli özelliğidir: Yaptıkları işlerin, faaliyetlerin onlar için bir anlam ifade etmesi gerekiyor. Anne babalarına, öğretmenlerine “Ben nereden geldim?, Bu dünyadaki amacımız ne?” gibi varoluşçu sorular soruyorlar. İkna olmazlarsa depresif hissedebiliyorlar. Ama anlam bulurlarsa da adeta coşuyorlar ve sonuç olarak çok yapıcı, çok farklı ve en önemlisi de gerçekten değişimi getiren projeler, kampanyalar, düşünceler yaratıyorlar.

Sizce çocuklar, ebeveynleri seçmiş şekilde, herkes kendisini geliştirecek koşulları seçerek dünyaya geliyor. Her şeyin anlamı var ve tesadüfler yok diyorsunuz. Anlamadığımız, anlam veremediğimiz şeyler için bir teselli sistemi değil mi bu?

Aslında zihni ve kalbi bütüncül olarak çalıştırmak için bir teşvik bu. Kişi bu şekilde çok tehlikeli bir düşünce yapısı olan kurban psikolojisinden kurtularak, hayatını daha geniş bir perspektiften görebilir ve dönüşümünü gerçekleştirebilir.

“Her şeyi kabul etmeyebiliriz ama en azından tarafsız kalmaya çalışarak anlamaya çalışmanın çocuklara karşı bir sorumluluğumuz olduğunu düşünüyorum.”

Kitabınızda verdiğiniz bazı örnekler veya iddialar bilime inanan, pragmatist bir kişiye çok ters gelebiliyor, hatta bunların yanlış olduğunu savunacaktır. Okurlarınızı esas mesajınızdan uzaklaştırmıyor mu?

Anlamamız gereken şeylere ulaşmak için bir noktadan sonra bilimsel veya spiritüel olarak adlandırılan bilginin ortaklaşmaya başladığını düşünüyor ve gözlemliyorum. O kadar ilginç zamanlarda yaşıyoruz ki ayrı zannettiğimiz parçaların birleştiğine tanık oluyoruz artık. Örneğin hayatı tarif ederken Hintlilerin maya dediği, şamanların rüya dediği şey bulgulandı: Bugün maddenin temel parçası zannettiğimiz atomun sadece on binde birinin maddesel olduğunu kuantum fizikçileri göstermiş durumda; gerisi enerji. Olumlamalar, hipnoz gibi teknikler işe yarıyor çünkü DNA’mızın çöp DNA olarak adlandırılan kısmının bir “dalga dili” konuştuğu, dolayısıyla sözcüklerden etkilendiği kanıtlandı. O yüzden belki dönüp dolaşıp, spiritüel olarak adlandırdığımız bilgi bizi bilimsele, bilimsel olarak adlandırdığımız da spiritüele vardıracak.

Kitapta anlatılan her şeyi kabul etmeyebiliriz ama en azından tarafsız kalmaya çalışarak anlamaya çalışmanın çocuklara karşı bir sorumluluğumuz olduğunu düşünüyorum. Aslında bu kadar farklı bilgileri aynı kitapta toplamak risk almaktır. Ama ben bunu bilerek yaptım! Çünkü okuyucu kitlesinin mümkün olduğu kadar geniş olmasını amaçlıyorum. Temel konumuz, çocuklar olması itibariyle çok önemli ve herkesin yeni çocuklar kavramını fark etmesi gerektiğine inanıyorum. Bu güzel bir soruydu, teşekkür ederim.

“Ebeveynler için yeni teknikler” bölümü için sizi tebrik etmeliyim. Her ailenin göstermesi gerektiği yaklaşımı özetlemiş oldunuz bence. O nedenle Işık Çağı Çocukları için veya evrensel enerji yardımından pek alakasız gibi geliyor bana. Daha çok her anne baba için önemli davranış ipuçları değil mi?

Kitapta, “Beyin Dengeleme” ve “Üçgen Kurma” gibi Işık Çağı Çocuklarının hoşlandığı ve yararlandığı tekniklerden bahsediliyor. “Yeni Çocuklar İçin Dünya Kuralları” maddesi de bu çocukların anlayamadığımız bazı davranışlarına ışık tutacak ve yetişkinler için ipuçları barındıracaktır. Bilen bilmeyen herkes için mümkün olduğunca geniş bir bilgiyi toparlama amacıyla, çocuklara ve aileye faydalı olacağını düşündüğüm yöntemleri bütüncül bir şekilde özetlemeyi hedefledim.

Son sorum psikoloji mezunu Şebnem Özkan’a; Her zaman bir seçimimizin olduğu ve hayatımızı değiştirebileceğimizin mümkün olduğunu yazıyorsunuz. Bu konuda size katılıyorum. Neden insanlar böyle bir değişim için gerekli gücü kendinde yetersiz olduğunu düşünüp bir dış gücün desteğine ihtiyaç duyarlar sizce?

Bu o kişinin psikolojik yapısıyla alakalı. Örneğin, çokça eleştirilen, sevgisiz veya güvensiz büyümüş biri hayatını değiştirmek için yeterince güçlü olmadığını düşünüyor olabilir. Bir süreliğine yardım almak onu destekleyebilir ve motive edebilir. Aslında değişim ve dönüşüm için yeterli olduğunu fark ettiğindeyse kendi içsel gücünü devreye almış olarak hayatına devam edecektir. Tekamül dediğimiz şey de bu değil mi aslında?

Bültenimize Abone Olmak İster misiniz?

Videolar


Bize Ulaşın

info@sebnemozkan.com