Yazılar

“Enerji Psikolojisi” Nedir?

Enerji Psikolojisi (EP) fiziksel, zihinsel, duygusal ve spitirüel iyileşmeyi artırmak için insan enerji alanına müdahalede bulunan bir stratejik ve metodik yöntemler ailesidir. (Bazen yanlış bir şekilde bir psikoloji okulu (dalı) olarak yorumlansa da, değildir).

EP çatısı altında, duygusal ve fiziksel sorunlar zihin-beden-enerji sisteminin gerek içine, gerekse çevresine, biyo-enerjetik kalıplar halinde yansır. Zihin ve bedenin iç içe geçtiği ve interaktif olduğu düşünüldüğünden, söz konusu zihin-beden-enerji sistemi nörobiyolojik süreçleri, içsel elektrofizyolojiyi, psikonöroimmunolojiyi, bilinci ve bilişsel-davranışsal-duygusal kalıpları içerir.

EP uygulamaları beden, sinir sitemi ve kalbe ait olmak üzere meridyenler, çakralar, biyolojik alanlar ve biyo-elektrik ve elektromanyetik aktiviteleri kapsayan ancak bunlarla sınırlı kalmayan enerjetik bileşenleri tedavi sürecine dahil eder.

(Daha net bir fikir vermesi için Enerji Psikolojisinin “duygular için akupresür” olarak tarif edildiğini de söyleyelim…).

Association for Comprehensive Energy Psychology 

Şu Melek Dediğimiz Ne Ola ki?…

Melek sözcüğü aslında günlük konuşmada sıklıkla kullandığımız bir kelime; mesela “melek gibi insan” deriz, bebeklerin melekleri olduğunu, onları koruduklarını söyleriz veya isim olarak çocuklarımıza veririz. Hatta melek adının geçtiği bir televizyon dizisi bile var artık… Ama bütün bu esnada, melekler sanki hayal ürünüymüş, sadece hoş bir mitmiş gibi davranırız. Meleklerle çalışılabileceği söylendiğinde, karşınızdakinin akıl sağlığından şüphe edenlerden misiniz? Ya da, aslında algıları açık olup da, onların enerjilerini hissedebilen ve onlardan ödü kopanlardan mısınız?… Bir de, melekleri çok üstün varlıklar olarak görüp, onlarla iletişim kurmayı mucizevi bir olay olarak gören veya neredeyse meleklerin iyiliklerini hak etmediklerini düşünenlerimiz var…

Halbuki melekler,—bir enerjiler oyunundan ibaret olan evrenimizde—diğer tüm enerji formları gibi kendilerine has birer enerji formudurlar. Sadece frekansları bizimkinden farklı (daha yüksek) olduğu için onları birbirimizi algılayabildiğimiz gibi kolaylıkla algılayamıyoruz. Yeri gelmişken hemen belirtelim ki, daha yüksek frekansı olmak daha iyi —iyi veya kötü her ne demekse (?…) —veya daha üstün olunduğunu tabii ki belirtmiyor. Unutmayalım ki yaşadığımız bu dost evrende, varlıkları herhangi bir şekilde sınıflandıran hiyerarşik bir mekanizma mevcut değildir.

Melekleri, çok sevecen ve yardımsever enerjiler; ne zaman ihtiyacımız olsa yardıma hazır çok yakın dostlar olarak tanımlayabiliriz. Meleklerle çalışmak istisnai bir durum, sadece bazı insanların yetenekli olduğu bir şey değil tabii ki. Hepimiz onların yol göstericiliklerinden yararlanabiliriz; önemli olan niyetimiz ve gerekli olan da istememiz… İçsel doğrumuzu bulmada, gücümüzü fark etmede meleklerin yardımından her zaman yararlanabiliriz. En nihayetinde, meleklerin yaptığı şey budur zaten; kendimizi bilmemizi sağlamak çünkü bundan sonrasını bizler de halledebiliriz rahatlıkla…

Meleklerle çalışmanın bizler için çok yararlı olduğu şüphe götürmez ancak yeri gelmişken, bir konuya açıklık getirmemizin yerinde olacağını düşünüyorum. Daha önce de belirtildiği gibi, evrendeki her varlık nasıl belli bir enerji formunda var oluyorsa, melekler de belli bir enerji formu olan, belli bir yapıda olan varlıklardır. Bu yapıyı, egosuz, cinsiyetsiz, dinler-üstü gibi sıfatlarla tanımlayabiliriz. Egosuz kelimesini biraz açarsak: Egoları olmadığı için melekler, her zaman bizim anladığımız dilde konuşamazlar (!). Bu yüzden onlar bazen fazlaca iyi, fazlaca doğru veya şefkatli gibi görünebilirler bize ve ego mantığımız çerçevesinde düşündüğümüz takdirde, onların demek istediklerini ―aşırıya çekerek‖ yorumlayabiliriz.

Bu durumda yapılacak en iyi şey, onların değerli rehberliğini aldıktan sonra söylenenleri içsel doğrumuzun süzgecinden geçirmemizdir -ki zaten bunun her zaman yapmamız gereken bir şey olduğunu söylemeye gerek yok..

Böylelikle verilen rehberliği daha iyi yorumlama (bizim uygulamamızın mümkün olacağı şekilde) olanağına sahip olabiliriz.

Hayatımızı olması gerektiği gibi yaşamak için gereken her şey zaten bizde mevcut…

Gerçekten kim olduğumuzu fark ettikten sonra ise dostlarla bu sefer keyifli bir sohbet, “bir kahve için” bir araya gelebiliriz… Neden olmasın? Dediğimiz gibi önemli olan niyet ve istek…

M. Şebnem Özkan (2010) 

Siz Hangi Grupsunuz?

“Yükseliş” içinde bulunduğumuz sürece verdiğim isim. Çoğu zaman oldukça zor bir süreç bu; çünkü insan nedense ancak zorlandığında çalışamaya gönüllü oluyor… Ama hele bir atlatırsak bu zamanları, çok daha güçlü, çok daha yetkin ve mutlu bir halde buluyoruz kendimizi. Peki, o halde bu süreçten alnımızın akıyla geçebilmemiz için ne yapmalı?

“Yükseliş: Gönlün Şifası” işte bu noktada kalbinize merhem, gönlünüze şifa olmayı amaçlıyor! Bunu yapma yollarından biri de kendinizi kendinize tanıtmak: Yeni paradigmada, hangi grup ile var olduğunuzu anlatarak.

Acaba yeni paradigmayı kurmakla görevli olan bir “İndigo” musunuz? Veya belki Sevgi Bilincini dünyaya yaymakla görevli bir “Kristalsiniz?” (Lütfen dikkat: artık Sevginin Bilinçli halini yaşamamız ve yaymamız gereken zamanlardayız!). Belki de tüm bu süreçte dünyayı barışa taşımak için elinden geleni yapan, hatta çoğu zaman görev bilincini kendini ihmal etmeye kadar vardırabilen bir “Dünya Meleğisiniz”. Hele bir “Hassas Sezgili” iseniz her şeyi algılayan, gören ve duyan birisi olarak insanlara güzeli, saf olanı, doğruyu göstermekle görevli olabilirsiniz…

Hepsi birbirinden değerli bu gruplara ait insanların özellikleri farklı olsa da, amaçları aynı… Artık dünyayı yaşanılası bir yer haline getirmek. Artık benim tabirimle, İnsan gibi İnsan olacağımız hayatlar yaşamak. Hepimiz bunun hasretini çekmiyor muyuz? Hepimiz öyle veya böyle gerek kendimiz, gerekse çocuklarımız için bunu hedeflemiyor muyuz?

Gelin o halde, Yükseliş: Gönlün Şifası’ndaki pek çok teknik, yöntem ve hediyeniz olan özel bestelenmiş müziklerle amacınızı hep beraber gerçekleştirelim. Benliğinizde farkındalık ve hayatınızda fark edeceğiniz bir basmak olması dileğimle…

Bu yazımı kitabın son satırlarıyla bitirmek istiyorum:
“Her yazar eserine özünden bir parça bırakır. Diğer özlerle birleşebilsin diye…
Gönlünüze şifa olsun niyetimle.

M. Şebnem Özkan (2010)

 

 

Videolar