Yeniyi Kuracak Işık Çağı İnsanları…

Efsaneye göre Işık Çağı İnsanlarından ilk gelenler İndigolarmış. Onların görevi eskiyi değiştirmekmiş. Bu yüzden güçlü bir tohum ekmeleri gerekiyormuş. Onların bizzat kendileri de bu güçlü tohumu ekmek için uygun yeri bulacak ve onu ekip, büyütecek kadar güçlüymüş.  İndigolar yıllarca çalışmışlar. Bu esnada onları anlamayan pek çok insan çıkmış karşılarına. ‘Neden uğraşıyorsun ki? Bak zaten ağaçlarımız var…’ demişler. İndigolar ise bu tohumun farklı olduğunu, onun Yeninin Ağacına dönüşeceğini anlatmaya çalışıyorlarmış insanlara! İnsanların çoğu İndigoları dinlememişler. Ama onlar yine de yılmamış. Azimle, büyük bir kararlılıkla yollarına devam etmişler. Çünkü onlar içten içe görevlerinin ne kadar önemli olduğunu biliyorlarmış…

Ve bir gün… Güzel tohum toprağı çatırdatarak çıkmış! Dal budak sarmaya başlamış ve sonunda çok güzel bir ağaca dönüşmüş. İndigolar yorgun ama mutlularmış. Eskiyi kırıp, yeniyi yaratma görevlerini başarıyla tamamlamışlarmış çünkü… Ve ağaca bakma işini onlardan sonra gelen Kristallere bırakmaya hazırlarmış. Çünkü Kristaller Yeninin Ağacının ihtiyacı olan şeye sahipmişler. ‘Sevgiyle ekilen tohum her zaman yeşerir.’ Ve Kristaller Yeninin Ağacını çok sevmişler. O kadar çok sevmişler ki hayatlarında tek önemli olan şey Sevgi olmuş. Kalpleri kocamanmış Kristallerin. Yeninin Ağacını kalpleriyle sarmışlar, sevgileriyle beslemişler. Ağaçtan taşan sevgi bütün dünyayı sarmış. İnsanlar bu çocukların ne kadar da çok sevebildiklerine şaşmış… Ve sonunda büyüklerin de kalpleri açılmış! Nihayet insanlar Gökkuşağı Çocukların anlatacaklarına hazırlarmış.

Gökkuşağı Çocuklar güçlü savaşçılarmış. Onlar yedi rengin hepsini birden kalplerinde tutanlarmış. Onlar Yeninin Ağacını bu renklerle sulamışlar. Ve ağacın her bir dalında bir renk parıldamış. Dünyanın tüm farklı renklerdeki insanları onları görmüşler ve bütün renklerin bir ağaçta birleştirilebileceğini anlamışlar. Dünyadaki büyükler böylece Gökkuşağı Çocukların bilgeliğini fark etmişler. Onlara, çocuk bedenindeki yüce ruhlar olarak saygı ve sevgi duymuşlar. Gökkuşağı Çocuklar da böylece, yeni tomurcuklar açtırmak üzere Yıldız Çocukları göreve çağırmışlar…

Yıldız Çocukların görevi tamamen başkaymış. O da tüm diğer kardeşlerininki gibi çok çok önemliymiş. Yıldızlar tüm yıldızların, tüm evrenlerin, tüm galaksilerin ve bütüüün kainatların bilgisini dünyaya getirecek olanlarmış. Yeni şeyler öğrenmeyi, kitap okumayı ve bilimlerle uğraşmayı çok severlermiş. Böylece Yeninin Ağacının sağlıklı ve uzun ömürlü olması için yeni teknolojiler kurmuşlar. Bu teknolojilerin hepsi ağaçla dostmuş. Suyla ve güneşle ve rüzgarın fısıltısıyla dostmuş. Yeninin Ağacı, Yıldız Çocukların onun için tasarladıkları fikirlerini, aletlerini ve mekanizmalarını çok sevmiş. Öyle sevmiş ki büyüdükçe büyümüş, kocaman olmuş, taa yıldızlara kadar gidiyormuş neredeyse –ki gittiği yerlerden Melek Çocuklar dallarına tutunarak yeryüzüne inmeye başlamışlar! 

Her bir Melek Çocuk dünyaya ayağını bastıkça toprak parıldamaya başlamış. Toprak onları çok sevmiş. Melek Çocuklar toprağın onları sevdiğinin 10 katı, 100 katı daha çok sevmişler onu! İşte o an olan olmuş! Dünya da kanatlanmış Melek Çocuklarla birlikte. Hem de hiç bilinmeyen diyarlara doğru… Oralarda ışıl ışıl olacakmış dünya ve pek çok Yeninin Ağacı yetişecekmiş. Melek Çocuklar bunu çok istiyorlarmış. Bütün enerjilerini, kalplerindeki bütün sevgiyi ve saflığı bunun için kullanmışlar. Ama tabii ki yalnız değillermiş; Altın Çocuklar onların ellerinden tutuyormuş!…

Altın Çocukları bir görseniz!… Onların gözlerindeki bilgelik ışığına bir baksanız, bir daha hiç yanlarından ayrılmak istemezsiniz. Yeninin Ağacı, Altın Çocukların nihayet dünyaya geliyor olmalarına öyle sevinmiş ki kendisi de sanki altındanmış gibi parlamaya başlamış. Ağaç o kadar mutluymuş ki şimdiye kadar dünya üzerinde duyulmuş olan en güzel şarkıyı söylemeye başlamış yaprakları. Bu şarkıyı duyabilmek o kadar da kolay değilmiş. Bunun için birer birer Yunus Çocuklar gelmeye başlamış. Çünkü onlar her şeyi duyarmış. Onlar, Yeninin Ağacının şarkısını duyup, diğer insanlara da öğretmek için gelmişler…

Böylece Yunus Çocuklar şarkıyı söylemeye başlamış. Onu önce balinalar öğrenmiş. Daha sonra da baykuşlar ve aslanlar. Filler hortumlarıyla şarkıyı atların yelelerine tutuşturmuşlar. Şarkı başlamış bütün dünyayı dolaşmaya… Yunus Çocuklar en son anne babalarına şarkıyı öğretmeye başlamışlar. Ama o kadar yumuşak bir sesle söylüyorlarmış ki anneler babalar onları kulaklarıyla değil, kalpleriyle duyuyorlarmış. ‘Çok güzel bir şarkı duyuyoruz ama nereden geliyor tam da anlamıyoruz… Ama öyle güzel ki galiba dinlemeye devam edeceğiz’ demişler birbirlerine. Şarkıyı dinledikçe onların da kalbi altınmış gibi parlamaya başlamış. Artık anneler ve babalar Elmas Işık Çocuklara ebeveynlik yapabilecek kadara bilge olmuşlarmış… 

Elmas Işık Çocuklar daha çok küçükler. Onlara çok iyi bakmamız lazım. Onun için hem şarkılarımızı kalpten söyleyip, hem de Yeninin Ağacına fikirler üretmemiz gerek. Çünkü Elmas Işık Çocuklar üretilen bütün fikirleri hayata geçirebilecek kadar bile ve güçlüler. Onlarla hayat zannettiğimizden de güzel ve zevkli olacak, eğer biz büyükler onlara izin verirsek…

Şebnem Özkan, Ağustos 2016

galactic butterfly cropcircle

Bültenimize Abone Olmak İster misiniz?

Videolar


Bize Ulaşın

info@sebnemozkan.com