Yüksek Hassasiyetli Çocuklar

“Alternatif Anne”de yayınlanan makale:

“Yüksek Hassasiyetli İnsanlar” yurt dışında üzerinde çokça konuşulan ve araştırmalar yapılan bir konu. Ancak ülkemizde pek bilinmiyor. Halbuki bunun çok önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü bu insanlar durumlarını fark edemediklerinde ve çözemediklerinde pek çok problemle karşılaşabiliyorlar: Öz güven ve öz-sevgisi eksikliği, aşırı çekingenlik, başarısızlık korkusu, kronik yorgunluk sendromu, depresyon, lenf bezlerinde ve kaslarda ağrı gibi durumlar ortaya çıkabiliyor! Konumuz itibariyle şimdi özellikle çocuklarda görülebilen yüksek hassasiyetlerden biraz bahsedelim.

Önce “Yüksek Hassasiyet”in ne olduğunu bir anlayalım. Hassasiyetler, sinir sisteminin etraftaki uyaranları ortalamadan daha çok algılamasından ötürü oluşuyor. Yani eğer bir çocuğun sinir sistemi daha çok çalışıyor ve daha çok algılayabiliyorsa, aynı uyarana tepkisi bir arkadaşınınkinden farklı olabiliyor. Örneğin, hassas çocuklar sert eleştirilerden daha çabuk etkileniyorlar; küsebiliyor ve içlerine kapanabiliyor. Bu onların zamanla, kendi iç dünyalarına kapanıp kalmalarına neden oluyor.

Bu çocukların çok tipik bir tanımını birlikte çalıştığımız anneler ve ailelerin ağzından nakledeyim: “Evde sürekli konuşuyor, anlatıyor, gayet canlı. Dışarı çıktığımızda ise zannedersiniz başka bir çocuk. Susup kalıyor. Arkadaşlarıyla oynaması için bile elinden tutup ben götürüyorum!”

Kıyafetlere, alerjenlere, boyalara, gıdalardaki doğal olmayan içeriklere, kokulara, seslere karşı duyarlı oluyorlar. Rahatsız olduğu için kıyafetlerin, iç çamaşırların etiketlerini kesmek zorunda kalıyorsanız çocuğunuz büyük ihtimalle yüksek hassasiyetlidir!

hscEk olarak bu çocuklar daha çabuk yorulabiliyorlar. Buradaki tehlike çocukların yorulduklarını her zaman fark edemeyişleri. Çocuk bir oyuna daldığında veya AVM’ye gittiğinde yorulduğunu algılamakta ve durmakta zorlanabilir. Çünkü etrafında dikkatini çeken ve onu heyecanlandıran şeyler vardır. Ama sınırına geldiğinde biraz dinlenmez veya evinde rahatlayamazsa, hassas çocuklar yukarıda bahsettiğimiz problemlerle karşılaşabiliyor ve çok sık grip de olabiliyorlar. Bu durumda onu nazikçe yönlendirmesi gereken kişi en başta siz anneler olmalısınız. Eğer çocuğunuzda bu özellikleri görüyorsanız kendiniz için de belirtileri gözden geçirin. Aynı özellikler sizde de olabilir.

Yüksek hassasiyetlerin, geçmişinde, özellikle de çocukluğunda travmatik olaylar yaşamış kişilerde daha sık görüldüğünü de buraya ekleyelim. Yaşadıklarımız sadece ruhumuzu, psikolojimizi değil biyolojimizi (bedenimizi) de işte bu kadar yoğun bir şekilde etkileyebiliyor.

Her zaman ve her şeyde olduğu gibi bu durumun avantajları da var. Yüksek hassasiyetli çocukların ve insanların sezgileri ve iç görüleri çok yüksek oluyor. Örneğin, onlar insanların asıl niyetlerini sezebiliyor, sezgileriyle olayları tahmin bile edebiliyorlar. Bu durum onların çabuk ve doğru kararlar almalarını destekliyor. Ayrıca çok yaratıcı oluyorlar ve eğer hassasiyetlerini dengeleyebilirlerse çok da iyi liderler haline geliyorlar.

“Bu durumda ne yapmalı?” diyorsanız birkaç ipucu verelim. İlk etapta, yüksek hassasiyetleri olan bu çocukların ihtiyaçlarını mümkün olduğunca karşılamalısınız. Onları rahat ettirin, özellikleri yüzünden yargılamayın. Önce kendilerini güvende hissetmeli ve ne olursa olsun çok sevildiklerini bilmeliler, her çocuk gibi… Hassas çocuklar için güvende hissetmek, yargılanmamak ve bolca desteklenmek daha da önemli hale geliyor.

Daha sonra çocuğu uygun şekillerde hassasiyetleri konusunda bilgilendirin. Çocuk onları doğru bir şekilde yönetmesini öğrenebilirse, yavaş yavaş hassas olduğu şeylerden daha az etkilenmeye başlayacaktır. Bu hiç acele edilmemesi gereken bir süreç; çocuğa yardımcı olalım derken onu strese sokmak istemiyoruz tabii ki. Arzu edenler konu hakkında daha detaylı bilgi için sevgili Regina Röttgen ile yaptığımız röportajın konusu olan “Işık Çağı Çocukları”na bakabilir. Çocukların, hassasiyetlerinin sadece avantajlı yönlerini kullanacağı günler dileğiyle bu yazımı noktalıyorum. Yüksek hassasiyetli insanların nüfusun en az %20’sini oluşturdukları düşünülürse, başarılı oldukları yönleri açığa çıkarmaları, hepimize bütüncül olarak fayda sağlayacaktır.

ŞEBNEM ÖZKAN

Bültenimize Abone Olmak İster misiniz?

Videolar


Bize Ulaşın

info@sebnemozkan.com